RSS evrim teorisi rss
 
 

Faşizm, Irkçılık Ve Darwinizm

Faşizm, Irkçılık Ve Darwinizm

Darwin'in fikirleri, ve onun İngiliz felsefeci Herbert Spencer gibi bazı çağdaşlarının düşünceleri, çok hızlı bir biçimde bilim dışındaki alanlara da uygulanmıştır...

​Faşizmin özellikleri ele alındığında, otoriter devlet yönetimi, lider despotizmi, saldırgan bir dış politika gibi kavramlar sıralanır. Ancak tüm bunların yanında, faşizmin belki de en temel özelliği ırkçılıktır. Özellikle Nazi ideolojisine baktığımızda, faşizmi faşizm yapan etkenin asıl olarak ırkçılık olduğunu görürüz. Naziler, üstün ırk saydıkları Alman ırkını tüm dünyaya hakim kılma rüyasıyla yola çıkmışlar ve tüm politik ve sosyal girişimlerini buna dayandırmışlardır. Wilhelm Reich'ın ifadesiyle "Irk teorisi, Alman faşizminin teorik eksenini oluşturmaktadır.("Wilhelm Reich, The Mass Psychology of Fascism, Farrar, Straus and Giroux, New York, 2000, s. 75)
 
Irkçılık, Nazizm kadar olmasa da, Mussolini'nin, Franco'nun rejimleri gibi diğer faşist örneklerde de temel bir ideoloji olmuştur.Mussolini, Roma İmparatorluğu'nu yöneten Romalıların üstün bir ırk olduğunu ve İtalyanların bu ırkın torunları olarak üstünlük taşıdıklarını ileri sürmüştür.Habeşistan'ı işgal ederken bu "üstün ırk" söylemine dayanmış ve siyah derili Etiyopyalıların İtalyanlara boyun eğmek zorunda olduğunu, bunun doğal bir ırk hiyerarşisi olduğunu savunmuştur. Franco ise benzer iddiaları İspanyollar için dile getirmiştir.

II. Dünya Savaşı öncesinde gelişen ve Hitler-Mussolini ittifakına dahil olan Japon faşizminde bile "üstün ırk" kompleksi vardır. Dönemin ırkçı ideologlarından Prof. Chikao Fujisawa şöyle yazmıştır:

İnsan soyunun ve evrensel uygarlığın beşiği Japonya, savaşan insanlığı büyük evrensel bir ailede toplamak için giriştiği kutsal savaşı mutlu bir sona bağlamak üzeredir. Bu aile içerisinde her ulusun kendine göre yeri olacak, hepsinin başındaysa tüm ulusları doğuran ve sonunda hepsinin döneceği, kutsal ve düzgün hayatın merkezindeki, Güneş Tanrıçasının oğlu Japon imparatoru bulunacaktır.Ali Bulaç, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler, Endülüs Yayınları, 12. Basım, s. 141-142   

İşin ilginç yanı, her biri de kendisini "üstün ırk" olarak gören faşistlerin arasında kurulmuş olan ittifaklardır. Örneğin Naziler, Japonların "üstün ırk" olma iddialarına ses çıkarmamış, hatta onları "Fahri Aryanlar" olarak nitelendirerek teşvik etmişlerdir.
Peki tüm faşist rejimlere ve akımlara temel oluşturan ırkçılığın kökeni nedir? Sonuçları ne olmuş, insanlığa nelere mal olmuştur?


Irkçılık Ve Darwinizm

Irkçılığın yeniden gelişmesindeki en büyük etken ise, tüm insanları Allah'ın eşit olarak yarattığını kabul eden Hıristiyan inancının yerine, Darwinizm'in yerleştirilmesidir. Darwinizm, insanların daha ilkel canlılardan evrimleştiğini, dahası bu evrim içinde bazı ırkların diğerlerinden daha ileri gittiğini ileri sürmekle, ırkçılığa bilimsel bir maske kazandırmıştır.

Kısacası Darwin, ırkçılığın babasıdır. Darwin'in teorisi, Arthur Gobineau, Houston Stewart Chamberlain gibi ırkçılığın "resmi" kurucuları tarafından ele alınıp yorumlanmış ve ortaya çıkan ırkçı ideoloji, Naziler ve diğer faşistler tarafından uygulamaya konmuştur. Oxford, Stanford, Harvard gibi üniversitelerde yıllarca tarih profesörlüğü yapmış olan James Joll, halen üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan Europe Since 1870 (1870'den Bu Yana Avrupa) isimli kaynak kitabında, Darwinizm ile ırkçılık arasındaki bu ideolojik ilişkiyi şöyle anlatır:

"Irkçılığın resmi kurucusu" ünvanına sahip olan Houston Stewart Chamberlain İngiliz doğabilimci Charles Darwin, 1859'da yayınlanan Türlerin Kökeni, onu 1871'de takip eden İnsanın Türeyişi adlı kitaplarıyla büyük bir tartışma başlatmış ve Avrupa düşüncesinin farklı dallarını aynı anda etkilemiştir... Darwin'in fikirleri, ve onun İngiliz felsefeci Herbert Spencer gibi bazı çağdaşlarının düşünceleri, çok hızlı bir biçimde bilim dışındaki alanlara da uygulanmıştır... Darwinizm'in toplumsal gelişmeye en çok uygulanabilir olan yönü ise, dünyada doğal kaynakların besleyemeyeceği bir nüfus fazlası bulunduğu ve bunun her zaman güçlülerin veya "uygunların" galip çıkacağı daimi bir yaşam mücadelesi gerektirdiği yönündeki inançtır. Bazı sosyal bilimciler için, bu noktadan hareketle, en "uygun" kavramına ahlaki bir mana katmak ve dolayısıyla yaşam mücadelesinde üstün gelen türlerin veya ırkların ahlaken üstün olduklarını savunmak çok kolay olmuştur.

Dolayısıyla doğal seleksiyon doktrini, kolaylıkla Fransız yazar Arthur Gobineau tarafından geliştirilen bir başka fikir ekolüyle de birleşmiştir. Gobineau, 1853 yılında İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine Bir Makale adlı çalışmayı yayınlayan kişidir. Gobineau gelişmedeki en önemli etkenin ırk olduğunu savunmuş ve diğerlerine üstünlük sağlayan ırkların, kendi ırksal saflıklarını en iyi koruyabilenler olduğunu ileri sürmüştür. Gobineau'ya göre, tarihteki bu yaşam mücadelesinde en üstün gelen ırk, Aryan ırkı olmuştur...

Bu fikirleri bir aşama daha ileri götüren kişi ise, İngiliz yazar Houston Stewart Chamberlain'dir... Hitler yazara (Chamberlain'e) o kadar hayranlık beslemiştir ki, onu 1927 yılında ölüm döşeğinde ziyaret etmiştir.James Joll, Europe Since 1870: An International History, Penguin Books, Middlesex, 1990, s. 102-103)  
 
Önceki bölümlerde Nazizm'in fikir babaları arasında evrimci Alman biyolog Ernst Haeckel'in de büyük bir önem taşıdığını belirtmiştik. Haeckel, Darwin'in teorisini Almanya'ya taşımış ve Naziler için hazır bir program haline getirmiştir. Hitler, üstteki alıntıda isimleri geçen Arthur Gobineau ve Houston Stewart Chamberlain gibi ırkçılardan siyasi içerikli bir ırkçılık, Haeckel'den ise biyolojik bir ırkçılık devralmıştır. Dikkat edilirse, tüm bu ırkçılar Darwinizm'den ilham almış kişilerdir.

Nitekim Nazi ideologlarında da yoğun bir Darwinizm etkisi görülmektedir. Adolf Hitler ve Alfred Rosenberg tarafından şekillendirilen bu teori incelendiğinde, "doğal seleksiyon", "seçici eşleşme", "ırklar arası yaşam mücadelesi" gibi, Darwin'in Türlerin Kökeni kitabında onlarca kez tekrarlanan kavramlara rastlanır. Hitler ünlü kitabı "Kavgam" (Mein Kampf)'ın ismini de, Darwinizm'in yaşamın bir mücadele arenası olduğu ve bu mücadelede üstün gelenlerin hayatta kaldıkları prensibinden esinlenerek koymuştur. Hitler kitabında özellikle ırklar arasındaki mücadeleden söz etmiş ve şöyle demiştir:
"Tarih doğanın kendi kendine oluşturacağı yeni bir ırksal hiyerarşi sonucunda eşi benzeri olmayan bir imparatorluk meydana getirecektir."http://emporium.turnpike.net/C/cs/hssodar.htm, Evolution and Social Darwinism
 
1933'deki ünlü Nurnberg mitinginde ise, "yüksek ırkın düşük ırkları idare ettiğini, bunun doğada görülen bir hak olduğunu ve tek mantıklı hak olduğunu" ileri sürmüştür.
Nazilerin Darwin'den etkilendikleri bugün konunun uzmanı olan tarihçilerin hemen hepsi tarafından kabul gören bir gerçektir. "Faşizm'in Yükselişi" (The Rise of Fascism) isimli kitabın yazarı Peter Chrisp de bu gerçeği şöyle ifade eder:

"Charles Darwin'in insanların maymunlardan evrimleştiği teorisi ilk kez yayınlandığında alay konusu olmuştu, fakat daha sonra geniş bir alanda kabul edilmişti. Naziler Darwin'in teorilerini... savaş ve ırkçılığı haklı göstermek için kullandılar."Peter Chrisp, The Rise of Fascism, Witness History Series , s.6
 
Tarihçi Hickman da Hitler'in Darwinizm'den etkilendiğini şöyle açıklar:
Hitler katı bir evrimciydi. Psikozunun derinlikleri ne olursa olsun Mein Kampf kitabı bir dizi evrim fikrini sergiler, özellikle de en uygunların yaşam savaşı ve daha iyi bir toplum için zayıfların katledilmesi fikirlerine yer verir.Hickman, R., Biocreation, Science Press, Worthington, OH, pp. 51-52, 1983; Jerry Bergman, "Darwinism and the Nazi Race Holocaust", Creation Ex Nihilo Technical Journal 13 (2): 101-111, 1999

Nazizm'in Irk Teorisi

Wilhelm Reich The Mass Psychology of Fascism (Faşizmin Kitle Psikolojisi) adlı kitabında, Nazi ırk teorisini şöyle anlatmaktadır:

Irk teorisi, her hayvanın sadece kendi türüyle çiftleşmesinin doğadaki "demir kanun" olduğu varsayımından yola çıkmaktadır. Sadece istisnai durumlarda bu kanun bozulmakta ve ırklar arası karışık cinsel ilişki meydana gelmektedir. Ancak bu gerçekleştiğinde de, doğa bunun intikamını almakta ve elindeki her türlü imkanı kullanarak bu anormalliği durdurmaktadır; ya doğan canlı kısır olmakta ya da sonraki nesillerin üreme yeteneği kısıtlanmaktadır. Farklı "seviyeler"deki iki canlı yaratığın çiftleşmesi sonucunda ortaya çıkan yavru, kaçınılmaz olarak ikisinin arası bir karakterde olacaktır. Ama doğa daha yüksek yaşam formları yaratmak istemektedir ve dolayısıyla karışık çiftleşme doğanın amacına aykırıdır. Öte yandan, günlük yaşama savaşı içinde doğal seleksiyon işlev görmekte ve bu yolla zayıflar, yani ırksal yönden aşağı olanlar zaten elenmektedir. Bu "doğanın amacına" uygundur, çünkü eğer sayıca çoğunlukta olan zayıflar güçlü olanlara karşı galip gelirlerse, gelişmeyi sağlayan yüksek çiftleşme de ortadan kalkacaktır.Wilhelm Reich, The Mass Psychology of Fascism, Farrar, Straus and Giroux, New York, 2000, s. 75
 
Görüldüğü gibi Naziler'in ırk teorisinin temelini oluşturan bu biyolojik görüş, her yönüyle Darwinizm'dir. Doğanın "üstün türler evrimleştirmek" gibi bir amacı olduğu, bunun için doğal seleksiyonu kullandığı, zayıfların kaçınılmaz olarak elendiği gibi safsatalar gerçekte Darwin'in evrim teorisinin bir  özetidir.
 
Bilimsel bir temeli olmayan, asıl olarak paganizmin "doğaya bilinç atfetme" saçmalığının bir uyarlaması olan bu evrimci görüşler, Nazi vahşetinin de çıkış noktası olmuştur. Çünkü bu teoriyi -yine Darwinizm'e uygun bir biçimde- insan toplumlarına uyarlamışlardır. Wilhelm Reich üstteki yorumlarının ardından şöyle yazmaktadır:

Nasyonal Sosyalistler daha ileri giderek varsaydıkları bu doğa kanununu insanlara uyarlamaya girişmişlerdir. Yürüttükleri mantık ana hatlarıyla şöyledir: Tarihsel tecrübeler göstermektedir ki, "Aryan kanının aşağı ırklarla karışması", her zaman için medeniyetin kurucusu olan Aryanların dejenerasyonuyla sonuçlanmaktadır. Üstün ırkın seviyesi alçalmakta, bu yüzden fiziki ve zihinsel bir gerileme dönemi başlamakta ve bu bir "düşüş"e neden olmaktadır. Hitler, Kuzey ülkelerinin ancak "Almanların kanı bozulmaya uğramadığı", yani Almanların Alman-olmayan halklarla ilişkide bulunup üremediği sürece güçlü kalacağını söylemiştir.Wilhelm Reich, The Mass Psychology of Fascism, Farrar, Straus and Giroux, New York, 2000, s. 76
 
Hitler'in "Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz" derken dayandığı düşünce de, insanların maymundan evrimleştiğini savunan ve dolayısıyla bazılarının hala "maymun" statüsünü koruduğu sonucunu veren Darwinist fikirlerdir.Carl Cohen (ed). Communism, Fascism and Democracy. Random House Publishing, New York, 1967. s. 408-409
 
Bu sapkın mantıklar, insanın bir hayvan türü olarak görülmesinin ve bu hayvan türü içinde de "üstün ırklar" ve "aşağı ırklar" bulunduğuna inanılmasının bir sonucudur. Darwin'in Türlerin Kökeni ve İnsanın Türeyişi adlı kitaplarında öne sürdüğü tez de zaten tam olarak budur. Naziler Darwin'in teorisini uygulamaya koymaktan başka bir şey yapmamışlardır.

Darwinist Teorinin Topluma Uyarlaması: Nazi Politikaları


Nazi ideolojisine göre ırklar üç temel kategoriye ayrılıyordu: Birinci kategori olan "medeniyet üreten ırklar", Almanlar ve diğer Kuzeyli kavimlerdi. "Medeniyeti izleyen ırklar" ise, medeniyeti ilerletme yetenekleri olmayan, fakat taklit edebilen "sıradan" ırklardı. Hitler, Çinliler, Japonlar gibi milletleri bu ikinci kategoride sayıyordu. Üçüncü kategori ise "medeniyeti tahrip eden ırklar"dı ki, bunlar Yahudiler, Slavlar, Zenciler gibi ırklardı.
 
Nazi ideolojisi, Alman ırkının diğer "aşağı" ırklarla karışmasını evrime aykırı bir "biyolojik hata" olarak görüyordu. Hitler, şöyle diyordu: "Tarih boyunca Alman ırkının diğer ırklarla karışmış olması bize bir dünya hakimiyetine mal olmuştur. Alman milleti yeryüzünün hakimi olabilirdi....  Prof. Dr. Ayferi Göze, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, 9. Baskı, Beta Yayınları, s. 349
 
Bu nedenle Naziler iktidara geldikleri günden itibaren bu sözde "evrimsel hata"yı gidermeye çalıştılar. Bu amaçla Hitler tarafından 1933 yılında bir seri yasa çıkartılarak, ırklar arasında temizlik işlemine girişildi. Yalnızca Alman kanı taşıyanlara yurttaş sayılma hakkı tanındı ve onlara ayrıcalıklar verildi. Haziran 1933'de ise toplumu çingenelerden, zencilerden, Yahudilerden ve özürlülerden arındıracak bir kanun çıkarıldı. Hitler bu uygulamaları şöyle savunuyordu: Devlet yeni melezleme olaylarını kesinlikle durdurmalıdır. Bu konuda insanların kutsal haklarından söz edilemez, çünkü insanın tek kutsal hakkı vardır ve bu hak aynı zamanda vazifelerin en kutsalıdır: Kanının saf kalması için çalışmak. Şu halde ırkçı bir devletin herşeyden önce evlenmeyi ırk bozulmasının ittiği çukurdan çıkarması gerekecektir..  Prof. Dr. Ayferi Göze, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, 9. Baskı, Beta Yayınları, s. 349

Hitler aşağı ırklar bir kere yok edilirlerse gelecek nesillerin, insanlığı geliştirmesi nedeniyle kendisine müteşekkir olacaklarına inanıyordu.. Hitler, Darwin'den aldığı ilhamla "türetmek" istediği sözde "üstün ırk" gençlerini ise şöyle tarif ediyordu:

"... Sadece şu genç erkek ve oğlanlara bir bakınız. Nasıl bir insanlık malzemesi. Ben onlara yeni bir dünya kuracağım... Benim pedagojim serttir. Ben çekiçle çalışıyorum ve çürük zayıf olan herşeyi bir yana atıyorum. Biz, önünde dünyanın titreyeceği bir gençlik yetiştireceğiz. Kaba, hükmedici, korkusuz ve acımasız bir gençlik. Onu böyle istiyorum! O, mutsuzluğa dayanabilecektir. Onda zayıf, nazik hiçbirşeyin olmamasını istiyorum... Ona fiziksel idmanlar yaptıracağım. Herşeyden önce güçlü olsun: en önemlisi budur..."Murat Çulcu, Neonazizm'in Suçüstü Tutanakları, Kastaş Yayınları, Eylül 2000, s. 152
 
Peki Hitler oluşturmak istediği "Kaba, hükmedici, korkusuz ve acımasız üstün ırk"ı nasıl meydana getirecekti? Sadece propaganda yöntemleri bu iş için yeterli değildi. Nazi ırk teorisi, insanı bir hayvan olarak görüyor ve hayvan yetiştiricilerinin yaptığı gibi "ıslah edilmesini" öngörüyordu.
 
İşte bu nedenle Naziler, "öjeni" teorisine sarıldılar ve bunu uygulamaya koydular. Öjeni,  önceki bölümlerde incelediğimiz gibi, kökenleri eski Yunan'daki pagan Sparta kentine dayanan ve 19. yüzyılda Charles Darwin'in kuzeni Francis Galton tarafından yeniden gündeme getirilen "insan ırkının ıslahı" teorisiydi. Ernst Haeckel öjeninin nasıl yapılacağını tarif etmiş, sakat bebeklerin doğdukları anda öldürülmelerini, sağlıksız, zayıf veya zeka yönünden geri insanların kısırlaştırılmalarını savunmuştu.

Naziler bu insanlık dışı teoriyi uygulamakta gecikmediler. İktidara geldikleri 1933 yılında "ırksal sterilizasyon" kanunları çıkartıldı. Bu kanunlara göre sakatlar, zeka özürlüler, hastalıklı kimseler kısırlaştırılmalı ve böylece üremeleri engellenmeliydi. Hatta, toplumdan soyutlanmalı ve bu nedenle belli merkezlerde toplanmalıydılar. Naziler bu merkezleri vakit yitirmeden kurdular ve pek çok insanı buralara toplayıp hayvan muamelesi gösterdiler. "Nazi Kutsal Sağlık Mahkemeleri" ilk üç yıl içerisinde 80.000 kişiye kısırlaştırma ameliyatı yaptı.

Zaman içinde Almanların öjeni politikaları daha da şiddetlendi ve sonuçta geri zekalılara, delilere ve diğer istenmeyen kişilere "ötenazi" uygulandı. Yani bu kişiler, ilaç verilmek suretiyle öldürüldüler. Bu dönemde kaydedilmiş bazı film ve fotoğraf görüntüleri, Nazi doktorları tarafından zehir enjekte edilerek öldürülen binlerce akıl hastası veya sakat insanın içler acısı durumunu göstermektedir. Yaşlılar ve küçük çocuklar dahi bu vahşetin hedefi olmuşlardır.
 
Nazi Almanyası bu korkunç vahşeti kılını bile kıpırdatmadan uygularken, bir yanda da "pozitif ıslah" çalışmalarına başladı. Bu, hastaların öldürülmesi anlamına gelen "negatif ıslahın" yerine, ırksal yönden "kaliteli" bulunan Almanların çoğaltılmasını hedefliyordu. Bu politika gereği "Aryan ırkından" olduğu kabul edilen kadın ve erkeklerin birleşmesi ve çocuk sahibi olması desteklendi. Bu amaçla "üstün ırk" özelliklerine sahip olduğu düşünülen (sarışın, mavi gözlü, yapılı) kadınlar seçilip özel evlere yerleştirildiler ve programda kaldıkları sürece mümkün olduğunca fazla sayıda Nazi subayı tarafından hamile bırakıldılar.

Amaç iyi bir inek veya at cinsi yetiştirir gibi, iyi bir "Aryan ırk" nesli yetiştirmekti. Ama elde edilen sonuçlar Nazileri hayal kırıklığına uğratacak ve bu çocukların IQ'larının genel ortalamadan daha düşük olduğu ortaya çıkacaktı. Jerry Bergman, Darwinism and the Nazi Race Holocaust, http://www.trueorigin.org/holocaust.htm

Hitler öjeni ve ırkın saflaştırılması uygulamalarını şöyle savunuyordu:

"Faşist devlet en yüce politik ve sosyal değerdir; onun güçlenmesine yardım eden herşey ahlaka uygundur; engel olan ise ahlaka aykırıdır ve yok edilmelidir. İnsan yaşamının, faşist toplumuna yararlı olduğu nispette anlamı vardır."Murat Çulcu, Neonazizm'in Suçüstü Tutanakları, Kastaş Yayınları, Eylül 2000, s. s. 334

 
 
 
 
 
Arama Sonuçları
Toplam Sayfa:
« »
 
 
 

darwin'i yıkan kafatasları

 

son yorumlar

Bilim adamları evrenin bir toplu iğne başı kadar bir kütleden oluştuğu...  [salih1159 / 28.04.2012 06:03] 

allah razı olsn..  [drfg / 26.04.2012 11:00] 

tşkr edrm sze ödvme çok yrdm ettnz  [melo / 13.04.2012 08:42] 

evet sayın arkadaşlar ben de bir çingeneyim ama hep kendini gizleyen b...  [ademin çocuğu / 12.04.2012 04:09] 

çok güzel çok detaylı süper yani  [beyza / 10.04.2012 08:22]