Evrim Aldatmacası

Bölüm 16: Yaratılış Gerçeği

Kitabın önceki bölümlerinde, canlılığın yaratılmadığını iddia eden evrim teorisinin neden bilimsel gerçeklere tümüyle ters düşen bir safsata olduğunu inceledik. Modern bilimin, paleontoloji, biyokimya, anatomi gibi bilim dalları sayesinde çok kesin bir gerçeği ortaya çıkardığını gördük. Bu gerçek, tüm canlıları Allah'ın yarattığı gerçeğidir.

Aslında bu gerçeği görebilmek için, mutlaka biyokimya laboratuvarlarının ya da jeolojik kazıların karmaşık sonuçlarına ihtiyaç yoktur. İnsan, etrafındaki hangi canlıyı incelese, bu canlıda olağanüstü bir aklın delillerini görür. Bir böceğin ya da denizin karanlıklarındaki küçük bir balığın vücudunda, insanoğlunun asla ulaşamadığı kadar büyük bir teknoloji ve düzen vardır. Bir beyne bile sahip olmayan kimi canlılar, bazen insanın bile başaramayacağı kadar karmaşık işleri büyük bir kusursuzluk içinde yaparlar.

Doğanın her yanına hakim olan bu büyük akıl ve düzen, elbette ki tüm doğaya hakim olan üstün Yaratıcı'nın, yani Allah'ın varlığının ispatıdır. Allah, tüm canlıları olağanüstü özelliklerle yaratmış ve böylelikle insanoğluna Kendi varlığının ve gücünün apaçık delillerini göstermiştir. İlerleyen sayfalarda doğadaki milyonlarca yaratılış delilinden sadece birkaçını inceleyeceğiz.

Balarıları ve Mimari Harikası Petekler

arı, çiçek
 

Bilindiği gibi balarıları ihtiyaçlarından kat kat fazla bal üretirler ve bunları peteklerde saklarlar. Peteğin altıgen oluşu da herkes tarafından bilinen bir özelliktir. Peki arıların neden sekizgen, veya beşgen gibi geometrik şekillerde petekler değil de özellikle altıgen petekler inşa ettiğini hiç düşündünüz mü?

Bu sorunun cevabını araştıran matematikçiler ilginç bir sonuca vardılar: "Bir alanın maksimum kullanımı için en uygun geometrik şekil altıgendir." Altıgen hücre, en çok miktarda bal depolarken, inşası için en az balmumu gerektiren şekildir. Yani arı, olabilecek en uygun şekli kullanmaktadır.

Peteğin inşasında kullanılan yöntem ise çok şaşırtıcıdır: Arılar petek inşaatına iki-üç ayrı yerden başlarlar ve aynı anda iki-üç dizi şeklinde peteği örerler.

arı, petek
 

Yani çok sayıda arı, değişik yerlerden başlayarak, aynı ölçülerde altıgenler yapıp, bunları birbirine ekleyerek peteği örer ve en sonunda ortada buluşurlar. Altıgenlerin birleşme yerleri o kadar ustaca yapılmıştır ki görünürde sonradan eklendiklerine dair hiçbir iz yoktur.

Elbette arıların yaptıkları bu olağanüstü iş karşısında, bu canlıları yönlendiren üstün bir iradenin varlığını kabul etmemiz gerekir. Evrimciler bunu "içgüdü" kavramıyla geçiştirmeye ve arının kendisine ait bir özellik gibi göstermeye çalışırlar. Oysa eğer bir "güdü" varsa, bu tüm arılara hakimse ve birbirinden habersiz arıların uyum içinde çalışmalarını sağlıyorsa, bu durumda tüm bu küçük canlılara hakim olan üstün bir Akıl var demektir.

Daha açık bir ifadeyle, bu küçük canlıları yaratmış olan Allah, onlara yapmaları gereken işi "ilham" etmektedir. Bu gerçek, 14 asır önce Kuran'da insanlara şöyle bildirilmiştir:

Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)

Şaşırtıcı Mühendisler: Termitler

termit, termit evleri

Hiç kimse bir termit kolonisinin toprağın üzerine inşa ettiği yuvasını görünce şaşırmadan geçemez. Çünkü termit yuvaları, boyları yaklaşık 5-6 metreye kadar varabilen mimari harikalarıdır. Bu yuvanın içinde vücut yapıları nedeniyle hiçbir şekilde güneş ışığına çıkamayan termitlerin her türlü ihtiyacını karşılayan karmaşık sistemler bulunur. Yuvada; havalandırma sistemleri, kanallar, larva odaları, geçitler, özel mantar üretme bahçeleri, güvenlik çıkışları, sıcakta ve soğukta kullanılan odalar, kısacası herşey vardır. Olayın daha da şaşırtıcı bir yönü ise, bu olağanüstü yuvaları inşa eden termitlerin kör oluşudur.182

Ama buna rağmen, termitlerin, boyutları ile kıyasladığımızda kendilerinin yaklaşık 300 katı büyüklüğünde bir mimari projeyi başarıyla gerçekleştirdiklerini görürüz.

Termitlerin son derece şaşırtıcı bir yönleri daha vardır: İnşasına başlanan bir termit yuvasını başlangıç aşamasında ortadan ikiye ayırdığımızda ve bir süre sonra iki yuvayı birleştirdiğimizde, tüm geçitlerin, kanalların ve yolların birbirini tuttuğunu görürüz. Termitler sanki birbirlerinden hiç ayrılmamış gibi, tek bir yerden emir alıyormuşçasına kendilerine düşen görevi yerine getirirler.

Ağaçkakanlar

ağaçkakan, güzel kuşlar

Herkes, ağaçkakanların ağaçları gagalayarak kendilerine yuvalar yaptıklarını bilir. Ancak çoğu kimsenin düşünmediği nokta, bu hayvanların kafalarıyla bu denli sert vuruşlar yapmalarına rağmen nasıl beyin kanaması geçirmedikleridir. Çünkü ağaçkakanın yaptığı iş, bir insanın duvara çivi çakmak için kafasını kullanmasına benzer. İnsan böyle birşeyi yapmaya kalksa kuşkusuz önce beyin sarsıntısı sonra da beyin kanaması geçirecektir. Oysa bir ağaçkakan sert bir ağacı 2.10 saniyeden 2.69 saniyeye kadar 38-43 darbe ile gagalayabilir ve hayvana hiçbir şey olmaz.

Çünkü ağaçkakanların kafa yapıları bu işe uygun şekilde yaratılmıştır. Ağaçkakanın kafatası darbe şiddetini azaltıcı ve emici bir "süspansiyon" sistemine sahiptir. Kafatasını oluşturan kemiklerin arasında, özel yumuşatıcı dokular vardır.183

Yarasaların Sonar Sistemi

yarasa, sonar sistem

Yarasalar zifiri karanlıkta kolayca uçarlar ve bunu gerçekleştirebilmeleri için, çok ilginç bir yön bulma sistemine sahiptirler. Bu sistem, biz insanların "sonar" olarak adlandırdığımız sistemdir; yani ses dalgalarının yankısına göre etraftaki cisimlerin şekillerinin belirlenmesi.

Genç bir insan, saniyede 20.000 titreşimlik frekanstaki bir sesi zorlukla ayırdedebilir. Oysa özel tasarlanmış "sonar sistemi" ile uçan bir yarasa, saniyede 50.000 veya 200.000 titreşim arasındaki sesleri kullanır. Bu sesleri her saniyede 20 ya da 30 kez etrafa gönderir. Her sinyalin oluşturduğu yankıdan elde ettiği duyuş o kadar şiddetlidir ki, yarasa sadece karşısındaki engelin pozisyonunu anlamakla kalmaz, aynı zamanda hızla uçmakta olan avının yerini de tespit edebilir.184

Balinalar

balina, büyük balıklar

Memeli canlılar sürekli olarak nefes alıp vermek zorundadırlar ve bu nedenle de su onlar için pek uygun bir ortam değildir . Ancak bir deniz memelisi olan balinada, karada yaşayan pek çok hayvana oranla çok daha etkin bir nefes alma sistemiyle bu sorun çözülmüştür. Balina tek bir kerede nefes vererek, kullandığı havanın % 90'ını ciğerlerinden atar. Bu sayede oldukça uzun aralıklarda nefes alma ihtiyacı duyar. Aynı zamanda kaslarının içerisinde oksijen depolamasını sağlayan, oldukça yüksek konsantrasyonlu "myoglobin" adı verilen bir madde vardır. Bu sistemlerinin yardımıyla, örneğin gin-back balinası 500 metrelik bir derinliğe dalabilir ve nefes almadan 40 dakika kadar yüzebilir.185 Balinanın "burun delikleri" ise, karadaki memelilerin aksine, rahatlıkla nefes alıp verebilmesi için sırtına yerleştirilmiştir.

Sivrisinekteki Yaratılış Mucizesi

sivri sinek, mucize

Sivrisineği hep uçan bir canlı olarak biliriz. Ama aslında sivrisinek büyüme evrelerini suyun altında geçirir ve sualtı dünyasından, dışarıdaki dünyaya ihtiyacı olan tüm organlara sahip olarak, üstün bir yapıyla çıkar.

Sivrisinek avının yerini saptayacak özel algılama sistemleriyle donatılmış olarak uçmaya başlar. Bu haliyle ısı, gaz, nem ve koku dedektörleriyle yüklü bir savaş uçağı gibidir. Hatta avını zifiri karanlıkta bulmasını sağlayan özel bir "ısıya göre görüş" yeteneği vardır.

Sivrisineğin "kan emme" tekniği ise, akıllara durgunluk verecek kadar kompleks bir sisteme bağlıdır. Altı bıçaktan oluşan kesme sistemiyle sivrisinek deriyi bir testere gibi deler. Kesme işlemi sürerken, yaraya akıtılan bir salgı dokuları uyuşturur ve bu sayede insan, kanının emildiğinin farkına bile varmaz. Bu salgı aynı zamanda kanın pıthılaşmasını engelleyerek, emme işleminin devamını sağlar.

Eğer bunların biri bile eksik olsa, sivrisinek kanla beslenemeyecek ve soyunu devam ettiremeyecektir. Bu olağanüstü yapı nedeniyle bu küçücük canlı bile tek başına yaratılışın apaçık bir delilidir. Nitekim Kuran'da sivrisinek, Allah'ın varlığını akıl sahibi insanlara gösteren bir örnek olarak vurgulanmaktadır.(Bakara Suresi, 26)

Bir başka ayette ise, Allah insanlara şöyle buyurmaktadır:

Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)

Keskin Görüşlü Avcı Kuşlar

kartal, kartal gözleri

Avcı kuşların uzağı çok iyi gören gözleri vardır. Bu sayede avlarına doğru hamle yaptıklarında mesafe ayarını çok iyi yapabilirler. Ayrıca büyük gözler, daha çok görüntü hücresi içerirler. Bu da daha iyi görüntü demektir. Avcı bir kuşun gözünde bir milyondan fazla görüntü hücresi bulunur.

Bu sayede binlerce metre yükseklikten uçan kartallar, bu mesafeden yeryüzünü bütün detaylarıyla tarayacak kadar güçlü gözlere sahiptirler. Gelişmiş savaş uçaklarının binlerce metreden hedeflerini tespit etmesi gibi, kartallar da yeryüzündeki en küçük bir hareketi, en küçük bir renk farkını algılayarak avlarını tespit ederler. Kartal gözü aynı anda hem üçyüz derecelik geniş bir açıya sahiptir, hem de istediği görüntüyü altı ila sekiz misli büyütebilir. 4500 m yüksekte uçarken otuz bin hektarlık bir alanı gözleriyle tarayabilir. 1.500 metreden tarladaki otlar arasında kamufle olmuş bir tavşanı çok rahat ayırt edebilir. Kartalın bu olağanüstü göz yapısının, bu canlı için özel olarak belirlenmiş bir yaratılış olduğu çok açıktır.

Kış Uykusuna Yatan Hayvanlar

Kış uykusuna yatan hayvanlar vücut ısıları dışardaki soğukla aynı düzeye inse bile yaşamlarını sürdürürler. Peki bunu nasıl başarırlar?

Memeliler sıcakkanlıdırlar. Yani normal şartlarda vücut ısıları hep sabit kalır, bedenlerindeki doğal termostatlar bu ısıyı sürekli ayarlar. Ancak kış uykusu sırasında küçük memelilerin, örneğin bir sincap faresinin 40 derece olan normal vücut ısısı sanki bir anahtarla çevirilir gibi donma derecesinin biraz üstüne çevirilir. Vücut metabolizması oldukça yavaşlar. Hayvan çok yavaş nefes almaya başlar ve normalde dakikada 300 olan kalp atışları dakikada 7-10'a düşer. Normal vücut refleksleri durur ve beynin elektriksel faaliyetleri adeta fark edilmeyecek kadar yavaşlar. Hareketsizliğin tehlikelerinden biri, çok soğuk havalarda dokuların donması ve buz kristallerinin bunları tahrip etmesidir. Ancak yine kendilerine verilen özellikler sayesinde kış uykusuna yatan hayvanlar böyle bir tehlikeden korunmuşlardır. Kış uykusuna yatan hayvanların bedenlerindeki sıvılar, yüksek molekül ağırlıkları olan kimyasal maddelerle tutulurlar. Bu sayede donma dereceleri daha düşer ve zarar görmeleri önlenmiş olur.186

Örümcek İpi

dinopis, örümcek

Dinopis isimli örümceğin mükemmel bir avlanma yeteneği vardır. Bu örümcek sabit bir ağ kurup avını beklemek yerine, küçük fakat son derece üstün özelliklere sahip bir ağ örer ve bu ağı avının üzerine atar. Ardından avını bu ağ ile iyice sarar. Yakalanan böceğin yapabileceği bir şey yoktur. Ağ o kadar mükemmel bir tuzaktır ki böcek çırpındıkça ağa daha çok dolanır. Örümcek besinini muhafaza edebilmek için avının üzerini yeni ipliklerle kapatarak onu bir anlamda "paketler". Peki gerek mekanik tasarım gerek kimyasal yapı olarak bu kadar mükemmel olan bir ağı örümcek nasıl yapabilmiştir? Evrimcilerin iddia ettiği gibi örümceğin böyle bir şeyi tesadüfen öğrenmişolması imkansızdır.

örümcek, ağı

Örümcek, öğrenme, ezberleme gibi yeteneklerden, hatta bunu yapacak bir beyinden bile yoksundur. Kuşkusuz bu yetenek örümceğe, kendisini yaratan sonsuz kudret sahibi Allah tarafından verilmiştir.

Örümceklerin kullandıkları ipte çok önemli mucizeler gizlidir. Çapı bir milimetrenin binde birinden daha az olan bu iplik, aynı kalınlıktaki çelik telden 5 kat daha sağlamdır. Bu ipin bir diğer özelliği son derece hafif olmasıdır. Dünyanın çevresi boyunca uzatılacak bu ipin ağırlığı sadece 320 gramdır.* Çelik, sanayi tesislerinde özel olarak üretilen, insanoğlunun imal edebildiği en sağlam malzemelerden biridir. Ancak bir örümcek kendi vücudunda bu malzemeden çok daha sağlam bir ip üretebilir. İnsanoğlu çeliği üretirken yüzyılların bilgi birikimi ve teknolojisini kullanır, örümcek ipini üretirken hangi bilgiyi ve teknolojiyi kullanmaktadır? Görüyoruz ki, insanoğlunun sahip olduğu bütün teknoloji ve teknik imkanlar bir örümceğin oldukça gerisindedir.

--------------------

(*) "Structure and Properties of Spider Silk", Endeavour, Ocak 1986, sayı 10, s. 42.

Elektrikli Balıklar

Yılanbalığı ve vatos gibi balıkların bazı türleri, düşmanlarından korunmak veya avlarını etkisiz duruma getirmek için vücutlarında ürettikleri elektriği kullanırlar. Canlı olan herşeyde -insan da dahil- az bir miktar elektrik vardır. Ancak insan, bu elektriği yönlendiremez ve yararına kullanmak için onu kontrol altına alamaz. Söz konusu canlılar ise vücutlarında, 500-600 volta kadar çıkan elektrik akımı taşırlar ve bunu düşmanlarına karşı kullanabilirler. Dahası kendileri bu elektrikten olumsuz yönde etkilenmezler.

Kendilerini savunmak için tükettikleri enerji, bir süre sonra pilin şarj olması gibi tekrar dolar ve yeniden kullanılmaya hazır bir elektrik gücü oluşur. Balıklar küçük bedenlerindeki yüksek elektriği sadece savunma amacıyla kullanmazlar. Aynı zamanda karanlık sularda yönlerini tayin etmede de büyük önem taşıyan elektrik, cisimleri görmeden hissetmelerini sağlar. Balık vücudundaki elektriği kullanarak sinyaller gönderebilir. Bu elektrik sinyalleri katı cisimlere çarptığında değişerek geri yansır ve bu değişimler balığa o cisim hakkında bilgi verir. Balık cismin uzaklığını ve büyüklüğünü bu şekilde tespit edebilir.187

Hayvanlardaki Akıllı Plan: Kamuflaj

Hayvanların hayatlarını sürdürebilmek için sahip oldukları özelliklerin biri de, kendilerini gizleme sanatı, yani "kamuflaj"dır.

Hayvanlar iki sebepten dolayı kendilerini gizleme ihtiyacı duyarlar: Avlanmak ya da avcılardan korunmak için. Kamuflajı diğer yöntemlerden ayıran en önemli özellik ise, son derece büyük bir akıl, beceri, estetik ve uyum içermesidir.

yılan kamuflaj, tırtıl kamuflaj camouflage_flatfish_frog

Solda ise yaprakların arasında durarak kendini gizleyen bir yılan görülüyor.
Sağda, fark edilmemek için gövdesini yaprağın tam ortasına yerleştirmiş bir tırtıl,

Solda: Yassı Balık
Sağda: Kurbağa (paradoxophyla palmata)

Hayvanların kamuflaj yöntemleri akıl almaz derecede şaşırtıcıdır. Ağaç kabuğuna gizlenmiş bir böceği veya yaprağın altında gizlenmiş bir başka canlıyı, bulunduğu yerden ayırdetmek neredeyse olanaksızdır. Bitkilerin özünü emen yaprak bitleri ise, bitki gövdelerinde diken taklidi yaparak beslenirler.

Bu yöntemleri, en büyük düşmanları olan kuşları aldatacak, kuşlar bu dikenli bitkiye konmayacaklardır.

Özel Donma Sistemi

Donmuş bir kurbağa alışılmamış bir biyolojik yapıdır. Hiçbir hayat belirtisi göstermez. Kalp atışı, nefes alışverişi ve kan dolaşımı tamamen durmuştur. Ancak aynı kurbağa buzlar eriyince sanki uykudan uyanmış gibi normal yaşamına döner.

Donma durumundaki bir canlı birçok ölümcül riskle karşı karşıyadır. Ancak kurbağa bu risklerden hiçbirini taşımaz. Kendisine verilen temel özellik bu durumda iken bol miktarda glikoz üretebilmesidir. Sanki bir diyabetik hasta gibi, kurbağanın kan şekeri seviyesi çok yüksek değerlere çıkmaktadır. Bazen bu seviyenin 550 milimol/litreye kadar çıktığı görülmüştür. (Bu değer normalde kurbağalar için 1-5, insan vücudu içinse 4-5 mmol/litredir.) Bu aşırı glikoz konsantrasyonu, normal durumlarda çok önemli sorunlara yol açmaktadır.

Donmuş bir kurbağada ise, bu aşırı glikoz, hücrelerden su çekilmesini önleyip büzülme olayını engellemektedir. Kurbağanın hücre zarı glikoza karşı oldukça geçirgendir; böylece glikoz, kolayca hücrelere girer. Vücutta yüksek miktarda bulunan glikoz donma sıcaklığını düşürür; bu sayede hayvanın vücut içi sıvısının çok az bir bölümü soğukta buz haline gelir. Araştırmacılar glikozun donmuş hücreleri de besleyebildiğini bulmuşlardır. Glikoz vücudun doğal yakıtı olmasının yanında üre sentezi gibi pek çok metabolik reaksiyonu da durdurur; bu sayede hücrenin değişik besin kaynakları çabuk tükenmez.

Peki bu miktarda glikoz kurbağada birdenbire nasıl oluşabilmektedir? Cevap ilginçtir: Canlının vücudunda bu iş için görevli çok özel bir sistem vardır. Deri üzerinde buz belirir belirmez karaciğere bir mesaj gider ve bu organ sahip olduğu glikojenin bir kısmını hemen glikoza çevirir. Karaciğere giden bu mesajın niteliği halen bilinmemektedir. Sinyal geldikten 5 dakika sonra kandaki şeker miktarı hızla artmaya başlar.188

Elbette hayvanın tam ihtiyacı olduğu bir dönemde, metabolizmasını, tüm ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tamamen değiştirecek bir sisteme sahip olması, ancak üstün bir akıl ve bilgi sahibi Yaratıcı'nın kusursuz planı sonucunda gerçekleşebilir. Hiçbir tesadüf bu kadar kusursuz ve kompleks bir sistemi meydana getiremez.

Albatroslar

albatros, göçmen kuşlar

Göçmen kuşlar farklı "uçuş teknikleri" kullanarak enerji tüketimini en aza indirirler. Böyle bir uçuş şekline albatroslarda da rastlanır. Hayatlarının % 92'sini denizde geçiren bu kuşların kanat açıklıkları 3,5 metreye kadar ulaşır. Albatrosların en önemli özellikleri uçuş stilleridir; kanat çırpmaksızın saatlerce uçabilirler. Bunun için de kanatlarını sabit tutup rüzgarı kullanarak havada süzülürler.

3,5 metrelik kanatları sabit şekilde açık tutabilmek için büyük bir güç gerekir. Ama albatroslar bu pozisyonda saatlerce kalabilirler. Bu onların doğdukları andan itibaren sahip oldukları özel anatomik sistem sayesinde gerçekleşir. Uçuş sırasında albatrosun kanatları bloke olur. Bundan dolayı hiçbir kas gücü kullanılmaz. Kanatlar yalnızca kas katmanlarıyla tutulur. Bu da uçuş sırasında büyük kolaylık sağlar. Bu sistem kuş tarafından uçuşta harcanan enerjiyi de azaltır. Çünkü albatros kanat çırpmadığı ve kanatlarını açık tutmak için kuvvet harcamadığı için enerji kullanmaz. Sadece rüzgarı kullanarak saatlerce uçması, ona sınırsız bir enerji kaynağı sağlamaktadır. Örneğin 10 kiloluk bir albatros 1000 km yol almasına rağmen günde kilosunun sadece % 1'ini kaybeder. Bu çok düşük bir miktardır. İnsanlar bu cazip uçuş tekniğinden faydalanmak için albatrosları örnek alarak planörleri imal etmişlerdir.189

Farklı Görme Sistemleri

balık, denizaltı

Birçok deniz canlısı için görme, avlanma ve savunma açısından son derece önemlidir. Nitekim deniz canlılarının çoğu denizaltı için en ideal şekilde yaratılmış gözlere sahiptirler.

Suyun altında 30 metre derinlikten sonra görüş alanı kısıtlıdır. Ancak bu derinlikteki canlıların gözleri de bu şartlara göre yaratılmıştır.

Kara hayvanlarından farklı olarak deniz canlıları, yaşadıkları yoğun ortamın ihtiyaçlarına uygun küresel lenslere sahiptirler. Geniş elips gözlere sahip kara hayvanlarına nazaran bu küresel biçim deniz altında görüş için daha uygundur; yakın plandaki objeleri görmeye göre ayarlıdır. Uzaktaki bir noktaya bakmak istendiğinde ise, bütün lens sistemi gözün içindeki özel bir kas mekanizmasıyla arkaya doğru çekilir.

Balığın gözünün küresel olmasının bir nedeni de, ışığın sudaki kırılmasıdır. Göz, neredeyse suyla aynı yoğunluğa sahip bir sıvı ile dolu olduğundan dışarda oluşan bir görüntü göze yansırken kırılma gerçekleşmez. Bunun sonucunda göz merceği dışarıdaki cismin görüntüsünü retina üzerine tam olarak odaklar ve balık insanın aksine suyun içinde son derece net görür.

Ahtapot gibi bazı hayvanlarda derinlerdeki çok yetersiz ışık için göz oldukça büyüktür. Büyük gözlü balıklar, 300 metrenin altında, etraftaki organizmaların ışıldamalarını yakalamak zorundadırlar. Ve özellikle suya nüfuz eden zayıf mavi ışığa karşı hassas olmalıdırlar. Bu sebeple gözlerinin retinalarında bol sayıda mavi hassas hücreler de bulunmaktadır.

Bu örneklerden anlaşıldığı gibi, her bir canlının kendi ihtiyacını karşılayacak şekilde, çok farklı özelliklere sahip gözlerinin bulunması, bu gözlerin sonsuz bir akıl, bilgi ve güç sahibi bir Yaratıcı tarafından, tam olmaları gereken şekilde yaratıldıklarının çok açık bir delilidir.

Zorlu Göç

somon balığı,somon göç

Pasifik'te yaşayan Somon balıklarının özelliği üremek için yumurtadan çıktıkları nehirlere geri dönmeleridir. Yaşamlarının bir bölümünü denizde geçiren bu canlılar üremek için tatlı suya geri dönerler.

Yazın başlarında yolculuklarına başladıklarında somon balıklarının rengi parlak kırmızıdır. Yolculuklarının sonundaysa renkleri siyaha dönüşür. Göçe başladıklarında önce kıyılara yaklaşırlar ve nehirlere ulaşmaya çalışırlar. Hiçbir engel tanımadan doğdukları yere doğru gitmeye çalışırlar. Gerektiğinde tersine akan nehirlerden yukarı atlayarak, akıntıya karşı yüzerek, çağlayanları, bentleri aşarak yumurtadan çıktıkları yere ulaşırlar. 3.500-4.000 km.lik yol katederek yaptıkları bu yolculuk sonucunda dişi somlar yumurta, erkek somlarsa sperm bulundururlar. Yumurtadan ilk çıktıkları yere ulaşan dişi som balıkları 3 ila 5 bin arasında yumurta dökerler, erkek som balıklarıysa bunları döllerler. Hem göç hem de yumurtlama işleminin sonucunda balıklar oldukça fazla hasar görürler. Yumurtalarını bırakan dişiler bitkinleşir, kuyruk yüzgeçleri aşınır ve derileri siyaha dönüşmeye başlar. Aynı şeyler erkek som balıkları için de geçerlidir. Bir süre sonra nehir ölü som balıklarıyla dolar. Fakat yumurtulardan yeni bir som nesli çıkacak ve o da aynı yolculuğu yapacaktır.

Somon balıklarının bu yolculuğu nasıl başardığı, yumurtadan çıkıp denize nasıl ulaştıkları, yollarını hangi yöntemle buldukları hala cevap bekleyen sorulardandır. Bu konuda pek çok tahmin vardır ama kesin bir sonuç henüz yoktur. Somon balıklarına binlerce kilometrelik bir geri dönüş yaptıran, hiç bilmedikleri bir yere döndüren güç nedir? Açıktır ki, bu canlıların hepsine hakim olan ve onları yönlendiren üstün bir İrade vardır. O, Alemlerin Rabbi olan Allah'tır.

Mürekkep Balığı

cuttlefish

Solda kendini kumlu yüzeye benzeten bir mürekkep balığı. Sağda ise bir dalgıç gördüğünde aynı balığın, tehlikeye karşı büründüğü parlak sarı renk görülmektedir.

Mürekkep balığının derisinin altında "kromotofor" adı verilen yoğun bir elastik pigment kesesi tabakası vardır. Bu pigmentler genelde sarı, kırmızı, siyah ve kahverengi olurlar. Dışarıdaki görüntüye göre beyinden gönderilen bir sinyalle, hücreler genişler ve uygun renk tonu ile deriyi kaplar. Bu sayede mürekkep balığı, üzerinde bulunduğu kayanın rengini alarak kusursuz bir kamuflaj elde eder.

Bu sistem öyle etkili çalışır ki, mürekkep balığı, sahip olduğu bu kompleks sistem sayesinde, kendi üzerinde zebralarınki gibi düzgün şeritli renkler bile oluşturabilir.190

Koalalar

koala, okaliptus

Okaliptüs yapraklarının içinde bulunan yağlar pek çok memeli hayvan için zehirleyici etkiye sahiptir. Bu zehir, okaliptüslerin düşmanlarına karşı kullandıkları bir tür kimyasal savunma mekanizmasıdır. Fakat bu mekanizmayı yenen ve zehirli okaliptüs yapraklarıyla beslenen çok özel bir canlı vardır. Bir tür keseli hayvan olan koala…Koalalar okaliptüslerde hem barınırlar, hem beslenirler hem de su ihtiyaçlarını giderirler.

Koala da diğer memeliler gibi ağaçlarda bulunan selülozu kendisi sindiremez. Bu konuda selüloz sindirebilen mikro organizmalara bağımlıdır. Bu mikro organizmaların en sık görüldüğü yer, ince ve kalın bağırsakların birleştiği yerde bağırsak sisteminin arka uzantısı olan körbağırsaktır. Körbağırsak koalanın sindirim sisteminin en ilginç parçasıdır. Bu bölme yaprakların geçişi geciktirilerek mikropların selülozu sindirmesinin sağlandığı bir fermantasyon odacığı gibi görev görür. Bu sayede koala okaliptüs yapraklarındaki yağların zehirleyici özelliğini etkisizleştirebilir.191

Sabit Pozisyonda Avlanma Yeteneği

Güney Afrika Sundew bitkisi, yapışkan tüyleri ile böcekleri tuzağa düşürür. Bu bitkinin yaprakları uzun kırmızı tüylerle doludur. Bu tüylerin ucu, böcekleri kendine çekecek kokuyu içeren bir sıvı ile kaplıdır. Sıvının bir başka özelliği ise son derece yapışkan olmasıdır. Kokunun kaynağına yönelen böcek, bu yapışkan tüylere takılır. Bir süre sonra yaprağın tümü, tüylere yapışan böceğin üzerine kapanır ve bitki, böceği sindirerek kendisi için gerekli olan proteini elde etmiş olur.192

sundew bitkisi, avcı bitkiler

Resimde açık haldeki Sundew bitkisinin aşama aşama kapanması görülmektedir.

Kuşkusuz bulunduğu yerden kıpırdama imkanı olmayan bir bitkinin böyle bir yetenekle donatılmış olması, özel bir dizaynın apaçık delilidir. Bir bitkinin, kendi bilinci ve iradesiyle ya da tesadüflerle böyle bir avlanma tarzı geliştirmesi mümkün değildir. O halde bu yeteneği kendisine veren Yaratıcı'nın varlığını ve büyüklüğünü görmemek de mümkün değildir.

Suda Yürüyebilen Bir Canlı: Basilisk

haverengi basilisk, suda yürüyen canlı

Basilisk kertenkelesi su ve hava arasında denge kurarak hareket eden ender canlılardandır.

Çok az hayvan suyun yüzeyinde yürümeyi başarabilir. Çok nadir rastlanan böyle bir örnek aşağıda görülen ve Orta Amerika'da yaşayan Basilisk'tir. Basilisk'in arka ayak parmaklarının kenarlarında suya çarpmayı sağlayan kapaklar vardır. Bunlar, hayvan karada yürürken kıvrılmaktadır. Eğer hayvan bir tehlikeyle karşılaşırsa, bir akarsu ya da gölcüğün yüzeyinde iki ayağı üzerinde çok büyük bir süratle koşmaya başlar. Bu esnada arka ayaklarındaki kapaklar açılır ve bu sayede suyun üzerinde koşabilmesi için fazladan yüzey alanı sağlanmış olur.193

Basilisk'in sahip olduğu bu orjinal yapı da, Allah'ın kusursuz yaratışının apaçık delillerindendir.

Fotosentez

fotosentez, yaprak
 

Yeryüzünün yaşanabilir bir yer olmasında en büyük pay şüphesiz bitkilerindir. Bitkiler soluduğumuz havayı biz insanlar için temizler, yaşadığımız gezegenin ısısını dengeler, atmosferdeki gazların dengesini sağlarlar. Soluduğumuz havadaki oksijen bitkiler tarafından üretilir. Besinlerimizin önemli bir bölümünü de yine bitkiler oluşturur. Bitkilerin insana besin sağlama özelliği, diğer tüm işlevleri gibi hücrelerindeki özel düzenin bir sonucudur.

Bitki hücresi insan ve hayvan hücrelerinden farklı olarak güneş enerjisini doğrudan kullanabilir. Güneş ışığından aldığı enerjiyi kimyasal enerjiye çevirir ve çok özel yollarla besinlere depolar. Bütün bu işlemlerin adı, "fotosentez"dir. Aslında bu işi, tüm hücre değil, sadece hücrede yer alan ve bitkilere yeşil rengini veren "kloroplast" adlı organel yapar. Ancak mikroskopla görülebilen bu küçük yeşil organcıklar, dünyada güneş enerjisini organik maddeler içine depolayabilen yegane laboratuvarlardır.

fotosentez,

1. enerji

2. yiyecek

3. oksijen

4. karbondioksit

Bitkilerdeki mikroskobik fabrikalarda mucizevi bir dönüşüm gerçekleşir. Güneş'ten gelen enerji ile bitkiler fotosentez yaparlar, bu üretim hayvanlara ve insanlara ihtiyaçları olan enerjiyi sağlar.

Kloroplastların yeryüzünde ürettikleri madde miktarı yılda 200 milyar tonu bulmaktadır. Bu, yeryüzündeki tüm canlılar için hayati önem taşıyan bir üretimdir. Bitkilerin yaptıkları üretim son derece karışık kimyasal bir sürecin sonucunda gerçekleşir. Kloroplastın içinde bulunan binlerce "klorofil" pigmentinin ışığa verdiği tepki, saniyenin binde biri gibi olağanüstü bir sürede gerçekleşir. Bu yüzden klorofilde gerçekleşen pek çok olay hala gözlenememektedir.

Güneş enerjisini elektronik ya da kimyasal enerjiye çevirmek, bilindiği gibi modern teknolojinin çok yakın bir zaman önce başarabildiği bir işlemdir. Bunun için yüksek teknoloji ürünü aygıtlar kullanılmaktadır. Oysa gözle görülemeyecek kadar küçük olan bitki hücresi, bu işi milyonlarca yıldan beri en mükemmel şekilde yapabilmektedir.

İşte bu mükemmel sistem yaratılışı bir kez daha gözler önüne sermektedir. Son derece kompleks bir sistemi olan fotosentez, Allah'ın yarattığı bir mekanizmadır. Bu işlemin gerçekleşebilmesi için yapraklarda bulunan mikroskobik bir alana eşsiz bir fabrika sığdırılmıştır. Bu kusursuz sistem, tüm canlılığı yaratanın Alemlerin Rabbi olan Allah olduğunun sayısız delillerinden bir tanesidir.

 

Dipnotlar

182. Bilim ve Teknik , Temmuz 1989, Cilt 22, sayı.260, s.59

183. Grzimeks Tierleben Vögel 3, Deutscher Taschen Buch Verlag, Oktober 1993, s. 92

184. David Attenborough, Life On Earth: A Natural History, Collins British Broadcasting Corporation, June 1979, s.236

185. David Attenborough, Life On Earth: A Natural History, Collins British Broadcasting Corporation, June 1979, s.240

186. Görsel Bilim ve Teknik Ansiklopedisi, s.185-186

187. Walter Metzner, http://cnas.ucr.edu/ ~bio/faculty/Metzner.html

188. Bilim ve Teknik, Ocak 1990, s. 10-12

189. David Attenborough, Life of Birds, Princeton Universitye Press, Princeton-New Jersey, 1998, s.47

190. National Geographic, September 1995, s. 98

191. James L.Gould, Carol Grant Gould, Olağandışı Yaşamlar, Tübitak Popüler Bilim Kitapları, Ankara 1997, s.130-136

192. David Attenborough, The Private Life of Plants, Princeton Universitye Press, Princeton-New Jersey, 1995, s.81-83

193. Encyclopedia of Reptiles and Amphibians, Published in the United States by Academic Press, A Division of Harcourt Brace and Company, s.35

 

EVRİM TEORİSİ

Charles Darwin'in evrim teorisi, bugün dünyanın dört bir yanında yoğun bir propaganda ile savunulmaktadır. Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle hiç sorgulamadan evrim teorisini doğru kabul etmektedir.

Oysa her geçen gün gelişen, paleontoloji, genetik ve biyokimya gibi bilim dalları, gerçekte evrim teorisini yalanlamaktadır. Evrimi ispatlamak için 150 yılı aşkın bir süredir aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi geçersiz kılmaktan başka bir sonuca varamamıştır.

MATERYALİZME SÖZDE BİLİMSEL KILIF

Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin materyalist felsefe ile olan ilişkisidir.

Sadece maddenin varlığını kabul eden materyalist felsefe, yegane sözde bilimsel dayanağını evrim teorisinde bulmaktadır. Bu teoriyi benimsetmek için global düzeyde uygulanan propagandanın ardındaki asıl neden de budur.

SİTE HAKKINDA

Bu site, evrim teorisinin bilimsel çöküşünü ayrıntılı, ancak kolay anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Dahası teoriyi savunan bazı "bilim adamları"nın sahip oldukları önyargıları ve hiç çekinmeden başvurdukları çarpıtmaları gözler önüne sermektedir.

Bu dünya üzerindeki canlılığın ve insan neslinin gerçekten nasıl var olduğunu öğrenmek isteyenler, bu siteyi mutlaka okumalıdır.